Acilci.net

Akut Radyasyon Sendromu

Yazılma zamanı 26/06/2019
Mehmet Muzaffer İslam

METREPOL KILAVUZU EŞLİĞİNDE RADYASYON İLİŞKİLİ ACİLLER, NÜKLEER SERPİNTİ VE AKUT RADYASYON SENDROMU

6 Ağustos 1945 saat 11:02’de Nagasaki’ye atılan ve günümüz nükleer silahlarına kıyasla oldukça küçük olan “Fat Man” lakaplı 21 kiloton kuvvetindeki “atom bombası” patlatıldığında yaklaşık 30.000 insanı yalnızca birkaç saniye içinde yakarak öldürdü. Şişko Adam daha yıkıcı bir etki elde etmek amacı ile yerde değil havada patlatıldı ve akut yakıcı ve yıkıcı etkisinden sonra radyasyon kontaminasyonuna bağlı uzun dönem etkileri daha da çok insanı öldürdü.

Resim 1: Şişman adam

Bir matematikçi olan Tadatoshi Akiba 1987’de yayımladığı bir makalede, 1950’ye gelindiğinde Nagasaki’de Şişko Adam’ın uzun dönem etkilerine bağlı 110.000 insanın daha öldüğünü tahmin etti. Ancak şehrin tüm kayıtları da insanlarla birlikte yandığı için bu patlamada ne kadar kişinin öldüğü asla tam olarak bilinemeyecek.

Ünlü Manhattan Projesi bilim adamlarınca kurulan Bulletin of the Atomic Scientists Derneği 1947’de kontrolsüz bilimsel gelişmeler neticesinde gerçekleşebilecek bir kıyamet senaryosunun ne kadar yakın olduğunu göstermek amacı ile sembolik bir Kıyamet Saati (Doomsday Clock) başlatmışlar. Bu saat dünyadaki politik çatışmalar ve nükleer silahlanma gibi pek çok değişkeni hesaba katarak sembolik bir kıyamet vakti belirlemekte. Bu saate göre 1947’de kıyamete sembolik olarak 7 dakika kalmışken bu süre Sovyetler Birliği yıkıldığında 17 dakikaya çıkmış. Artmakta olan politik gerilim ve savaşlarla birlikte 2018’de bu saat 2 dakikayı göstermekte. Yani 1947’den bu yana dünya bir nükleer kıyamete hiç bu kadar yakın olmamış.

Resim 2: Kıyamet Günü Saati

Dünyadaki politik gerilimin daha önce hiç olmadığı kadar yüksek olmasının yanında artık silahların nükleer yıkım kuvveti de eskisinden çok daha fazla. Şu ana kadar yapılmış bilinen en kuvvetli nükleer silah Tsar Bombası ismiyle 1961’de eski Sovyetler Birliği tarafından test edilmiş ve 50 megatonluk enerjisi ile Nagasaki’ye atılan Şişman Adam’ın tam 2.380 katı yıkım gücüne sahip olduğu tahmin edilmiş. Patlama gerçekleştiğinde sadece alev topunun çapı bile 8 kilometre olarak ölçülmüş ve yaklaşık 55 kilometre uzaktaki bir köyün bütün evlerinin yıkıldığı rapor edilmiş.

Resim 3: Tsar Bomb

Dünyada hal böyle iken 13 Ocak 2018’de Hawaii’deki erken uyarı sistemi, vatandaşların cep telefonlarına “yanlışlıkla” bir nükleer füze saldırısı uyarısı gönderdiğinde şu soru akıllara tekrar gelir oldu; gerçekten nükleer bir felakete ne kadar hazırız?

Radyasyon ilişkili aciller özelinde Akut Radyasyon Sendromu (ARS) için ilk olarak 1997 yılında Avrupa Toplulukları Komisyonu tarafından METREPOL (MEdical TREatment ProtocOLs for Radiation Accident Victims) adı altında multinasyonel ve multidisipliner bir kılavuz yayınlanmış. Bu kılavuzda hemotoloji, radyopatoloji ve dozimetre konusunda uzman hekimler görev almış ve kılavuz 2001’de güncellenerek 2007 ve 2012’de tekrar basılmış.

Bu kılavuzda genel olarak radyasyon ilişkili acillerin triajı, tanısı, organ spesifik semptomları ve tedavisi anlatılmış. Kılavuz, nükleer bir patlamada total enerjinin %35’inin termal olarak, %50’sinin patlama-şok olarak kalan %15’inin ise radyoaktif olarak salındığını tanımladıktan sonra radyasyon ilişkili bir felakette karşılaşılabilecek kimyasal, travmatik veya termal yaralanmaları dışlamış ve yalnızca iyonizan radyasyona bağlı yaralanmalardan bahsetmiş.

Kılavuza girmeden önce çok kısaca radyoaktivite ile ilgili çok temel birkaç terimden bahsetmek yerinde olacaktır.

Radyasyon kısaca enerjinin dalga (X ışınları, Gamma ışınları) veya parçacık (Alfa veya Beta parçacıkları veya Nötronlar) yolu ile transferidir. Anstabil bir atomun stabil bir atoma doğru bozunması sırasında salınır. Temel olarak iyonizan ve non-iyonizan olarak ikiye ayrılır. Non-iyonizan radyasyon kategorisi içerisinde ışık, radyo dalgaları, mikrodalga, uydu sinyaleri sayılabilir ki bu radyasyon çeşidi atomlar ile temas ettiğinde bir elektronu koparacak kadar yüksek bir enerjiye sahip değildir. Non-iyonizan radyasyonun primer yan etkisi ısıdır.

Ancak iyonizan radyasyon kısa dalgaboyuna, yüksek frekansa ve yüksek enerjiye sahiptir. Alfa veya Beta parçacıkları ve Gamma veya X ışınları bu kategoridedirler. Bu ışınların etkileri Gray birimi ile derecelendirilir. Gray (Gy), radyasyona maruz kalan bir maddenin 1 kilogramına, 1 joule kadar enerji aktarabilen radyasyon miktarı olarak tanımlanır. Alfa parçacıkları çok az enerjiye sahip olup havada birkaç cm ilerleyebilir ve kâğıdı dahi penetre edemezler. Dolayısıyla yutulma veya soluma yolu ile alınmadıkları sürece ciddi bir yan etkiye sebep olmazlar.

Beta partikülleri dokuda yaklaşık 8mm kadar penetrasyona sebep olurlar. Ancak elbiseler beta partiküllerine karşı korunmada çoğu zaman yeterli olur ve esas tehlike açıkta kalan cilt bölgeleri için mevcuttur.Gamma ışınları elektromanyetik bir dalgadır ve kütlesi yoktur. Doku içerisinde çok derine penetre olur ve ARS’nin esas sebebidir.

Nötronlar ise özel bir gruptur. Bir atoma çarptıklarında o atomu radyoaktif hale getirirler. Nükleer bir patlamadan sonra oluşan nükleer serpintinin (nuclear fallout) mekanizması budur. Patlamadan sonra oluşan yoğun toz bulutu bir nötron bombardımanına maruz kalır ve radyoaktif hale gelen toz zerreleri havada kilometrelerce taşınarak serpintiye sebep olur. Nötronların bu özel durumu nedeni ile bir nötron maruziyetinden şüphelenliyor ise hastanın bütün salgıları ve parçaları radyoaktif kabul edilerek saklanmalı ve izole edilmelidir.

Giriş.

Kılavuz Akut Radyasyon Sendromu’nu (ARS), vücudun tamamının veya büyük bir kısmının, belli bir dozda radyasyona maruz kaldıktan sonra belli bir süre içerisinde hematopoietik, kutanöz, gastrointestinal veya nörovasküler sistem ve organları hasarlandırması olarak tanımlamış. Radyasyon hasarının ise eksternal maruziyet sonrasında veya inhalasyon, yutma veya transdermal absorbsyon gibi vücut içine alındıktan sonra yani internal maruziyet ile gelişebileceğini bildirmiş ve ARS’ye yaklaşımı 7 ana başlıkta incelemiş;

  1. Radyasyon Yaralanmasının Biyolojisi ve Klinik Özellikleri

Kılavuzda radyason hasarının belirlenmesi için dört faktörün önemine değinilmiş; radyasyon dozu, kaynaktan uzaklık, koruyucu ya da siper varlığı ve tıbbi tedaviye ulaşım. Bunun yanında radyasyona maruz kalan popülasyonun %50’sini 60 gün içerisinde öldürecek radyasyon dozu LD50/60 olarak kısaltılmış. LD50/60 hiçbir medikal destek yoksa 3.5-4 Gy, antibiyotik ve destek tedavi sağlanabiliyorsa 4.5-7 Gy, yoğun bakım hizmetine kolay ulaşım varsa 7-9 Gy olarak tanımlanmış. Kılavuzda, özellikle toplu hadiselerde 10 Gy üzerindeki tam vücut maruziyetlerinin definitif tedavisi için vakit ve kaynak harcanmaması gerektiği, palyatif bakımın yeterli olacağı zira bu hastaların kurtulmasının olası olmadığı savunulmuş.

  • Radyasyon Dozunun Değerlendirilmesi

Radyoaktiviteye maruziyet üçe ayrılır;

  1. Eksternal radyasyon maruziyeti. Vücudun bir bölümünün veya tamamının dış bir kaynak tarafından ışımaya maruz kalması durumunu tanımlar. Bu durum genelde nükleer santrallerde çalışanlar veya radyoaktif atıklar ile kazara yakınlaşanlarda görülür.
  2.  Radyoaktif maddelerin yenmesi, solunması veya yara yolu ile vücuda alınması. Bu nükleer bir serpinti sonucu radyoaktif tozların inhalasyonuna bağlı veya 2006’da polonium-210 ile zehirlenerek öldürülen eski KGB ajanı Alexander Litvinenko vakasında görüldüğü üzere bir suikast sonrası da olabilir.
  3. Eksternal kontaminasyon. Bu durum ise radyoaktif materyel ile direk temas sonucu gerçekleşir.

Ancak çoğunlukla 1987’de Brezilya’da bir çöp toplayıcısının terkedilmiş bir tıbbi fasilitede bulduğu metalin bir kısmını hurdacıya satıp bir kısmını ise karanlıkta mavi parlama özelliği sebebi ile ailesine dağıtması sonrasında gerçekleşen ve literatüre Goiania hadisesi olarak geçen olayda olduğu gibi bu maruziyet tipleri karma olarak görülür.

Kılavuz her ne kadar tüm vücudun dozimetre ile ölçümüyle maruz kalınan toplam radyasyon dozunun tahmin edilebileceğini söylese de bu işlem çok uzun süreceği için özellikle toplu olaylarda pratik ve acil serviste kullanıma uygun bulunmamış. Bununla birlikte vücut sıvı ve sekresyonları üzerinde yapılacak ölçümlerin varlığından bahsetmiş.

Dozimetre ile ölçümden ziyade üç adet biyolojik markerdan bahsedilmiş; kusma başlangıcına kadar geçen süre, lenfosit düşüş hızı ve kromozomal bozulma. Özellikle maruziyetten sonra kusma başlangıcına kadar geçen sürenin tayininden ve lenfosit düşüş hızından, maruz kalınan dozu belirlemede oldukça pratik bir yöntem olarak bahsedilmiş. Rosen’s, maruziyet sonrası 1 saatten önce başlayan kusmaların genelde 6.5 Gy’den fazla, 1-4 saat arasında başlayan kusmaların ise yaklaşık 3.5 Gy dozla ilişkili olduğunu bildirmiş.

Kromozomal bozulmaların tayini ancak 48-72 saat içerisinde yapılabildiğinden bu yöntem acil hasta yönetiminde efektif bulunmamış.

Kılavuzda alınması gereken rutin testler şu şekilde sıralanmış;

  • Ilk 24 saat içerisinde 4-8 saatte bir tekrarlanmak kaydı ile tam kan sayımları (lemfosit, granülosit, platelet). Düşük doz radyasyon maruziyeti olan hastaların 4-6 hafta boyunca haftada bir tam kan sayımı bakılması da önerilmiş.
  • Standart biyokimyasal testler (özellikle amilazemi açısından dikkat edilmeli).
  • Kırmızı hücre grup tiplendirme
  • Kromozom bozulma analizi
  • Radyoaktif sodyum tayini için 20ml kan santrifüjü
  • İdrar ve gayta analizi (kontaminasyondan şüpheleniliyorsa).
  • Radyasyon Maruziyetinin Ciddiyetinin Belirlenmesi

METREPOL yazarları, toplu bir radyasyon maruziyetinde ilk 48 saatin hasta yönetimi açısından çok önemli olduğunu vurgulamış ve klinik ve biyolojik birtakım kriterlerin olduğu bir skorlama sistemi geliştirmiş (Tablo 1).

Tablo 1.

İlk 48 saat içerisinde skorlamadan 1 alan hastaların outpatient olarak takip edilebileceği ve 2 alan hastaların da en yoğun ilgi gösterilmesi gereken hasta grubu olduğu vurgulanmış. Skorlamadan 3 alan hastaların ise büyük ihtimalle multi-organ yetmezliğine gideceği öngörülmüş. Skorlamadan 0 alan hastaların ise iyi ayırt edilerek toplu hadiselerde hastanelerin kapasitesinin aşılmasının önüne geçilebileceği belirtilmiş. Hastaneye yatışı gereken hastalar yalnızca 2 ve 3 alan hastalar olarak belirlenmiş ve eğer kontaminasyon mevcutsa uygun dekontaminasyon yapılmayan hastalara dikkat edilmesi gerektiği eklenmiş.

Kılavuz ilk 48 saat sonrasında hastaneye yatmış olan hastaların tekrar skorlanarak 2 ve 3 alan hastaların, kliniklerinin “ümitsizliğine” bakılmaksızın hepsinin tedavi edilmesi gerektiğini vurgulamış (>10 Gy doza maruz kaldığı kesin olan hastalar hariç tutulmuş).

METREPOL, radyoaktivite ile ilgili acilleri anlatırken hastane öncesinden çok bahsetmemiş ve genel olarak dekontaminasyon ve hastane dışı yönetimi kimyasal veya biyolojik saldırılar ile benzer olarak ifade etmiş. Rosen’s ise bu konuya şu şekilde birkaç madde eklemiş;

  • Dekontaminasyon mümkünse sahada iken yapılmalı.
  • Hasta acil servise geldi ise KBRN çadırına alınmalı.
  • KBRN çadırı yoksa ve dekontaminasyon soğuk gibi nedenlerle dışarıda yapılamıyorsa morg gibi az kullanılan hastane bölümlerinde yapılmalı.
  • Lateks eldivenler, başlık, gözlük, önlük, galoş gibi evrensel önlemlerin yanında ve toz maruziyeti veya serpinti varsa özel filtreli maskeleri kullanılmalı. Çapraz kontaminasyonu önlemek amacı ile çift eldiven kullanılarak kirlenen eldiven çıkarılıp yenisi ile değiştirilmeli.
  • Hastadan çıkan her elbise ve madde plastik poşetlerde muhafaza edilmeli.
  • Hasta sabun ve su ile birkaç defa yıkanmalı. Her yıkama arasında Gieger-Mueller aleti ile ölçülerek artık yıkamalar arasında anlamlı radyasyon düşüşü olmayana kadar yıkamalara devam edilmeli.
  • Dekontaminasyon için kullanılan su dahil her madde radyoaktif atık olarak etiketlenmeli.
  • Uzun saç ve tırnaklar kesilmeli.

Radyasyona maruz kalan hastaların triajı, kılavuzda primer ve sekonder triaj olarak ikiye ayrılmış. İlk olarak yapılması gereken primer triaj, bu hastaları sahada alışkın olduğumuz vital bulgularına ve kliniğine göre ayırmışken sekonder tiraj ise hastaları radyasyona maruziyet şekline, süresine ve dozuna göre ayırmış.

Rosen’s doz maruziyetine göre hastaları üçe ayırmış;

  1. Hayatta kalması beklenen hastalar, genellikle ilk birkaç saat içerisinde hiçbir semptomu olmayan hastalardır ve maruz kaldıkları radyasyon dozu 2 Gy’i geçmez. Kan sayımlarında düşüş olmaz.
  2. Hayatta kalması muhtemel hastalar, bulantı ve kusma semptomları kısa süren ve 24-48 saat sonrasında asemptomatik bir sürecin takip ettiği hastalardır. Sonrasında trombosit, lenfosit ve nötrofil sayısında düşüş gerçeleşebilir. Bunlar genelde 2-10 Gy’e maruz kalmış hastalardır. Bu hastalar özellikle toplu hadiselerde öncelik verilmesi gereken hastalar olarak tanımlanmış.
  3. Hayatta kalması imkansız hastalar. Bu hastaların maruziyeti genelde 10 Gy’i aşmakta ve toplu hadiselerde bu hastalar yalnızca semptomatik tedavi verilmemesi gerektiği belirtilmiş. Bu konuda METREPOL ve Rosen’s önerileri birbiri ile uyuşmamaktadır.
  • Kontaminasyon

Hasta stabilize edildikten sonra eğer mümkünse Gieger-metre ile ölçümler yapılması gerektiği belirtilmiş. İnternal bir kontaminasyon olasılığına karşı hastanın cildi kulakları ağzı ve varsa yaraları salin ile ıslatılmış spançlar ile silinmeli ve bu spançlar da sonrasında Gieger-metre ile ölçülmelidir diye eklenmiş.

Dekontaminasyona yaralardan başlanması, yaranın debridmanı güzel yapılması ve bütün yabancı cisimlerin uzaklaştırılması, ve yaralar bolca salin ile yıkanarak sonrasında su geçirmez pansuman ile sarılması gerektiği vurgulanmış.

Kontamine hastalarda eğer ajan biliniyorsa belli ajanlara karşı bilinen çeşitli şelatörler aşağıdaki gibi sıralanmış;

  • Plutonium-239 ve Yttrium-90 için Dietilen Triamin Pentacetic Asit (DTPA),
  • Cesium-137, Rubidium-82 veya Thallium-201 için oral Prusya Mavisi,
  • Strontium için oral kalsiyum,
  • Radyoaktif iyot varlığında oral Potasyum-iodide (tiroid bezini korumak için),
  • Uranium’un renal tübüler nekroz yapıcı etkisinin azaltılması için sodyum bikarbonat kullanılabilir.
  • Akut Radyasyon Hasarının Evreleri

Klasik olarak Akut Radyasyon Sendromu (ARS) gelişmesi için tüm vücut veya parsiyel vücut maruziyetinin en az 1 Gy kadar olması gerektiği ve 0.5 Gy altındaki maruziyetler için ARS beklenmeyeceği belirtilmiş. Maruziyet sonrası 0-2 gün arası prodromal faz, 2-20 gün arası latent faz, 21-60 gün arası da hastalık fazı olarak tanımlanmış.

Erken semptomlar arasında bulantı, kusma, anoreksi, apati, ishal, ateş, baş ağrısı, taşikardi sayılmış. Eğer bu semptomlar yaklaşık 2 saat içerisinde başlamışsa kılavuz hastanın büyük ihtimalle yüksek doza, dakikalar içerisinde başlamışsa 10 Gy’i aşan dozlara maruz kalmış olduğunu ifade etmiş. Bu gibi yüksek dozlu maruziyetlerde serebrovasküler sendromun gelişeceği, büyük ihtimalle de birkaç gün içerisinde öleceği bildirilmiş. Eğer serebrovasküler sendrom gelişmez de yalnızca gastrointestinal sendrom gelişirse bu durum hastanın uygun bir tıbbi müdahale ile iyileşebileceğini gösterebilir denmiş.

Kılavuzda ARS ile ilişkili dört farklı sendrom, serebrovasküler, gastrointestinal, hematopoietik ve kütanöz sendromlar olarak sıralanmış. Serebrovasküler sendromun genellikle 10 Gy ve üzeri doz alanlarda görülüp bu sendromun radyasyona bağlı selüler geçirgenikte bozulma ve BOS içeriğinin bozulması, interstisyel ödem ve peteşiel hemorajilere bağlı geliştiği düşünülmüş. Şiddetli bulantı ve kusma, konfüzyon, disoryantasyon, nöbet, ataksi ve papilödem görülebileceği bildirilmiş.

METREPOL gastrointestinal sendromun 1.5 Gy altındaki dozlarda yalnızca bulantı kusma ve gastrik atoni ile prezente olabilecek iken 5 Gy üzerindeki dozlarda kramp tarzı karın ağrısı, ishal ve gastrointestinal kanama yapabileceğini belirtmiş. Gastrointestinal barierin bozulması ile bakteri ve toksinlerin kana geçerek sepsise neden olabileceğini eklemiş.

Son olarak hematopoietik sendromun 2-3 Gy radyasyon maruziyeti sonrasında başladığı anlatılmış.

  • ARS Tedavisi

METREPOL kılavuzu tedavinin ilk basamağını, maruziyetin çeşidi, süresi ve dozu ile alakalı iyi bir anamnez alınması, eksternal kontaminasyonun uzaklaştırılması ve sıvı- elektrolit replasmanı olarak belirlemiş. 2-3 Gy doza maruz kalmış kişilerin enfeksiyon riski nedeniyle izolasyonu gereklidir diye eklenmiş.

48 saat sonrasında, hastaneye yatırılmış hastaların ikinci skorlamasının yapılması ve bu hastalara yaklaşımının Tablo 2’teki gibi olması gerektiği belirtilmiş;

Tablo 2: ARS Skoruna göre hastalara yaklaşım

Herhangi bir nükleer saldırı veya nükleer santral kazası sonrası yüksek miktarlarda radyoaktif iyot salınacağı için tiroid dokusunu korumak adına halk sağlığı ekibi tarafından, etkilenmiş olma ihtimali olan bölgedeki halka -özellikle de çocuklara ve hamile kadınlara- Potasyum İodide verilmesini düşünmelidirler diye not düşülmüş.

Tablo3: Potasyum İodide Dozları

Radyasyon ilişkili kusmalar için ilk tercih olarak Ondensatron (IV olarak 0.15mg/kg bolus sonrasında 1mg/saat infüzyon, Peroral olarak 3x8mg) belirlenmiş.

METREPOL kılavuzu tedavi kısmında kan ve kan ürünleri transfüzyonu için oldukça geniş bir kısım ayırmış. Genel bilgilerden başlayacak olursak ilk vurgulanan nokta, eğer hastanın kesin olarak 1 Gy’den daha düşük bir doza maruz kaldığı bilinmiyorsa verilecek bütün kan ürünlerinin 25 Gy radyasyon ile ışınlanmış ve lökositlerinin yıkanmış olması gerektiği olmuş. Bu şekilde graft versus host, febril non-hemolitik reaksiyonlar ve CMV enfeksiyonu gibi komplikasyonların önüne geçilmesi hedeflenmiş.

Eğer cerrahi planlanıyorsa platelet transfüzyonları ile platelet sayısının 75.000, yoksa 20.000 civarında tutulması önerilmiş.

“Çok büyük ihtimalle” hayatı tehdit etmeyeceği için anemi tedavisi olarak rutin Eritropoietin kullanımı önerilmemiş.

Eğer 3 Gy veya daha fazla bir doza maruziyet veya level 3 toksisite belirtileri varsa Granülosit Koloni Stimüle Edici Faktör (G-CSF) kullanılabileceği bildirilmiş. Bunun yanında 2 Gy doza maruziyet ile birlikte mekanik bir yaralanması olan veya 12 yaştan küçük ve yaşlı hastaların da sitokin terapisine aday oldukları belirtilmiş. Bu şartları sağlayan ve hayatta kalınabilir doz maruziyeti olan hastalar için ilk 24 saat içinde sitokin başlanması önerilmiş.

Kullanılacak sitokin dozları G-CSF için 2-3 hafta boyunca veya absolü lökosit sayısı 1000’in üzerine çıkıncaya kadar 5mcg/kg/gün, ciddi nötropenisi olan hastalar için Filgrastim (2,5-5mcg/kg/gün), Sargamostim (5-10 mcg/kg/gün) veya Pegfilgrastim (6mg x1) subkütan olarak belirlenmiş.

METREPOL kılavuzu radyasyon maruziyeti sonrasında biyolojik bariyerlerin bütünlüğü bozulacağı için enfeksiyona yatkınlığın da artacağı vurgulandıktan sonra nötropeni profilaksisinin levofloksasin, asiklovir ve flukanazol’ün üçünü birden içermesi gerektiği belirtilmiş.

Eğer ateş veya ciddi nötropeni (<500/μl) gelişecek olursa ilk tedavi yaklaşımı önerisi olarak İmipenem-Cilastatin, Piperacilin-Tazobactam, Meropenem veya Cefepime ile monoterapi önerilmiş. Başka bir yaklaşım çeşidi olarak Aminoglikozid veya Cyprofloxacine’e ek olarak antipseudomonal penicilin veya sefalosporin ile kombine tedavi, üçüncü yaklaşımda da bu tedavilerden herhangi birisine vakomisin eklenmesi önerilmiş. Seçilen tedavinin nötrofil sayısı >500/μl olana kadar devam etmesi gerektiği eklenmiş.

Erken viremi semptomları olan hastalar için Ganciclovir vea Valganciclovir önerilmiş.

METREPOL yazarları, her ne kadar kök hücre transplantasyonu mantıklı gibi görünse de, hastanın kendi hematopoietik iyileşmesine izin vermek amacıyla en az 14-21 gün kadar takip gerekli olduğunda hemfikir olmuşlar. Bu sebeple kök hücre transplantasyonu radyasyon acillerinin tedavisi olarak kılavuzda incelenmemiş.

  • Uzun Etkiler

Kılavuz, atom bombasından kurtulanlarda radyasyon ile ilişkilendirilen ilk kanser türünün lösemi olduğunu ve yaklaşık 2-5 yıl içerisinde ortaya çıktığını vurgulamış. Bunun yanında Çernobil felaketinden sonra özellikle adölesanarda tiroid kanseri insidansında ciddi artış gözlenmiş. Bunun yanında kanser haricinde radyasyona bağlı uzun dönem hastalıklar arasında radyasyon aracılı pnömoni ve hatta kardiyovasküler hastalıkların riskinde belirgin artış sayılmış.

  • Son söz:

Sadece ortadoğu gibi savaş çanlarının eksik olmadığı bu coğrafyaların değil, aslında tüm dünyanın distopya senaryoları arasında belki de en korkuncu olan bir nükleer savaş senaryosuna ne kadar hazır olunabilir tartışmalı ancak konunun dinamiklerini anlamak adına bu yazının faydalı olması dileğiyle…

Kaynaklar

  1. https://oparu.uni-ulm.de/xmlui/bitstream/handle/123456789/1650/vts_6891_9572.pdf?sequence=2&isAllowed=y (METREPOL Kılavuzu)
  2. Marx, John A., and Peter Rosen. Rosen’s Emergency Medicine: Concepts and Clinical Practice. 8th ed. Philadelphia, PA: Elsevier/Saunders, 2014.