Ülkemizin Doçentlik Ünvanına Hak Kazanan ilk Kadın Acil Tıp Hekimi İle Acil Tıp Üzerine….

Ülkemizin Doçentlik Ünvanına Hak Kazanan ilk Kadın Acil Tıp Hekimi İle Acil Tıp Üzerine….

Yazılma zamanı 08/05/2019
editor

Kuşkusuzdur ki, nerede ise tüm klinik branşların gelişiminde-farklılaşmasında, “iz bırakan” bilim insanları vardır… Onların yaşattığı “ilk’ ler”, ardından gelecek bizzat o branşın mensuplarının hafızasına kazınırken, oluşturdukları “figür” ile aynı zamanda yol gösterici de olurlar. Bu röportajımızda, Acil Tıp tarihçesinde “ilk kadın Acil Tıp Doçent’i” olarak yer alan değerli hocamız Sayın Prof. Dr. Arzu Denizbaşı’yı  konuk edeceğiz.

Röportaj Ebru Ünal Akoğlu – Serkan Emre Eroğlu


Öncelikle bizi kırmayıp röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Sorularımıza başlamadan önce kendinizden kısaca bahsedebilir misiniz?

Ben size teşekkür ederim. Ben, İstanbul doğumluyum. Ailem ile birlikte Üsküdar’ da yaşadık hep. Üsküdar Amerikan Lisesi’nden 1983 yılında mezun oldum. Aynı yıl İstanbul Tıp fakültesi’ne derece ile girdim ve 1989 yılında mezun oldum. 1994 yılında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde Tıbbi Farmakoloji ihtisasını ve sonrasında 1998 yılında Marmara Üniversitesi Acil Tıp Anabilim dalında Acil Tıp ihtisasını tamamladım.  2004 yılında Acil Tıp doçenti, 2009 yılında ise profesörlük ünvanını aldım. Ailemin de yönlendirmesini dahil edersem, çocukluğumdan beri kitap okumayı çok severim. Okula başlamadan önce rakamları, sayı dizinlerini bilirdim ve sayısal bulmacalar da favorimdi. Doğayı, klasik batı müziğini, özellikle Barok dönemi çok severim. Bilim kurgunun “hastasıyım” denecek kadar takipçisiyimdir; ki sanırım bizim kuşak Apollo füzelerinin fırlatılmalarını televizyondan canlı seyreden enteresan bir nesildir.

Doktorluk mesleğini seçmeye nasıl karar verdiniz?

Küçüklüğümden beri ilgimi çeken tek meslek doktorluk idi. İlkokul 2. sınıftan itibaren doktor olmak konusunda kararlıydım. Ailemin yönlendirdiğini düşünüyorum.

Geçmişte doktorluk saygı duyulan ve değer verilen bir meslek iken, günümüzde artık tercih sıralarında alt basamaklara düşmüş durumda, bunun en önemli nedeni sizce nedir?

Türkiye’de mesleki yıpranma Batı ülkelerine nazaran daha çok hissediliyor.  Bunun eğitim ve sosyo-kültürel düzeyin düşük olmasına bağlıyorum. Bir de, hasta hakları adı altında fikir sahibi olmadıkları bir konuda “hesap sorma” hakkı verilmesi işlerin iyice içinden çıkılmaz bir hal almasına neden oldu. Aslında trafik kurallarına bile uymayan bir toplumda sağlık çalışanlarına bu kadar keyfi bir saldırı hakkı tanımak tavandan tabana doğru oldu. Halkın çoğu stresli ve zor koşullarda yaşıyor. Ne yazık ki stresin en rahat boşaltılabildiği yerler hastaneler; çünkü buralarda güvenlik yetersiz, sağlık çalışanları saldırganlara karşı idealist ve merhametli davranıyorlar ve ayrıca saldırganlar önemli bir ceza almıyorlar. Aslında sorunun nedenleri ve çözümleri basit ancak henüz bir somut adım atılabilmiş değil.

Eminim çok sık karşılaştığınız bir soru var sırada☺ Neden acil tıbbı tercih ettiniz? Eğer bugün sınava tekrar girseniz yine acil tıbbı mı tercih ederdiniz?

Benim acil tıbbı seçmemdeki en önemli amacım, Nisan 1995’de Tıpta Uzmanlık Sınavına (TUS) girdiğimde yurtdışındaki filmlerde seyrettiğim “Emergency Physician” karakterleri gibi olmak ve bu branşta öncülük etmekti. Sonrasında 1988 yılında tıp fakültesinde öğrenci iken, geçirmiş olduğum bir SVT atağı esnasında sedasyon/analjezi yapılmaksızın 3 kez ardışık kardiyoversiyon yapıldı. O korkuyu ve elektroşokun ağrısını hala hissederim. Acil tıptan önceki dönemlerin ne kadar kanıt dışı tedavileri kapsadığını sizler bilmezsiniz. Ben bu alanda bilim insanlarına olan ihtiyacı o dönemde kendim yaşadım ve gördüm.

Kaç yıldır acil tıbbın içindesiniz?

Ağustos 1995 tarihinden beri.

Türkiye’deki ilk acil tıp hocalarından ve aynı zamanda Türkiye Acil Tıp Derneği yönetim kurulunda aktif rol almış birisi olarak geçmişten günümüze Acil Tıbbın gelmiş olduğu noktayı nasıl buluyorsunuz?

Acil Tıp uzmanlık programı Türkiye’de Tıp eğitimin yüz akıdır. Çok önemli bilim insanları bu 25 yıllık kısa süre içerisinde yetişmiştir ve önemli pozisyonlara gelmişlerdir. Türkiye Acil Tıp Derneği her zaman bir akademi havasında eğitim konularına öncelik vermiş, “kaliteli uzman” yetiştirmek konusunda liderlik etmiştir. Ne yazık ki, diğer kurumlar ilerleme konusunda bizim hızımıza yetişmekte ve özlük haklarımız gibi konularda daha gerçekçi çözümler bulmakta yetersiz kalıyorlar.

Acil Tıp Türkiye’de sağlık camiasının ve hizmetlerinin temelidir. Çünkü genel tıp bilen ve uygulayan tek uzmanlık dalı bizleriz. Tüm toplum ve yöneticiler bunun farkında ve sağlık sisteminin en önemli yükünü bizler taşıyoruz. Aslında, bu yük gücü de beraberinde getiriyor. Sadece bizim bazı temel hedeflerimizi daha net belirleyip gündemi daha sıcak tutmamız gerekiyor. Acil Tıp uzmanları olarak hızlı kavrayıp, hızlı düşünen insanlarız ancak, biraz da sabırlı ve ısrarcı olmak kendi uzmanlık alanımıza yakışır hakları elde etmek için mücadeleye küsmeden devam etmek gerekiyor. Çalıştığımız kurumları ve derneğimizi benimseyip sahiplenmeli ve gelişim için zaman ayırmalıyız.

Akademisyen olmaya nasıl karar verdiniz? Bu konuda sizi etkileyen neydi?

Ben hekim olmak kadar eğitmen olmayı, bilgiyi paylaşmayı da seviyorum. Üsküdar Amerikan Lisesi’ndeki öğretmenlerim bizlere çok iyi mentorluk yaptılar. Çalışkan ve idealist kadın örneğini çok güzel çizdiler. Özellikle yurtdışından gelen öğretmenler sayesinde akademisyenlik mesleği kafamda en ideal meslek olarak şekillenmeye başladı. İlk ihtisasım olan Farmakoloji anabilim dalında akademisyen olarak kadro bulamamış olmak, beni akademisyen olarak çalışmanın daha cazip olacağı Acil Tıp alanına itti. Gerçekten ihtisasa başladığım 1995 yılında Acil Tıp önü açık ve ilerlemeye müsait en doğru uzmanlık branşı idi. Şimdi geriye dönüp baktığımda, kendim için en doğru kararı verdiğimi görüyorum.

Yurtdışında bulunmuş, bağlantıları olan ve bazı etkinliklerde aktif görev almış birisi olarak Türkiye’deki akademisyenler ile yurtdışındakileri karşılaştırdığınızda eksiklerimiz nelerdir? Sizce istenilen noktaya nasıl gelinebilir?

Türkiye’de akademisyenliğin tanımı tekrar yapılmalıdır. Yurtdışında hizmet ve bilim işi tamamen ayrışmış durumdadır. Günde 500 hasta bakan acil tıp uzmanından akademik bir faaliyet bekleyemezsiniz. Özellikle ikinci ve üçüncü basamaklarda çalışan uzmanların hedefleri netleşmelidir. Akademisyenlik teşvik edilmeli ve akademik beklentisi olanlardan Ar-Ge faaliyetleri beklenmelidir. Performans sisteminin sonucu olan az hasta bakan acil tıp uzmanlarına daha az ödeme yapılıyor ya da sözleşmeli çalıştırılan acil tıp uzmanlarından yalnızca hizmet işi bekleniyor. Akademik işler ise doğal olarak maddi kaygılardan dolayı gençlerin ilgisini çekmiyor. Ayrıca çoğu camiada olduğu gibi akademisyen olmak ve adaletsiz akademik unvan dağılımı konusunda kaygılar da devam ediyor. Bu önemli kaygılar giderilmeli ve hak eden, gayret eden uzmanların akademik unvanlara ulaşabilmesi için önleri açılmalıdır.

Meslek hayatınızla ilgili olarak keşke şunu da yapmış olmayı isterdim dediğiniz bir şey var mı?

Yok sanırım

Hocam sizin aynı zamanda farmakoloji doktoranız olduğunu da biliyoruz. Her geçen gün tüm branşlarda yan dallar açılmaya devam ediyor. Sizce ikinci bir doktora özellikle akademisyenlik için gerekli mi? Yan dalların açılması ana bilim dalını nasıl etkiler?

Yan dalların açılması ana dallar için her zaman itici güç olmuştur. İkinci doktora programı ise kişisel gelişim için faydalı olur. Toksikoloji yan dal olarak mutlaka başlayacak ancak diğer uzmanlık branşlarından çok engel görüyoruz. En çok itiraz edenler ise Farmakoloji ve Anesteziyoloji anabilim dalları oluyor. Klinik toksikoloji doktorası yapan genç arkadaşlarımın sayısı çok az, çünkü Türkiye’de Klinik Toksikoloji Dokuz Eylül Üniversitesi dışında aktif değil. Yakın zamanda Gaziantep Üniversitesi’nde kurulan Klinik Toksikoloji bilim dalı iyi bir gelişme oldu. Ayrıca, mevcut acil tıp kadrolarının acil servisler dışında çalışmalarının devlet otoritesinde doğurmuş olduğu kaygılar nedeni ile şimdilik yan dal konusu yavaş ilerliyor. Tabii norm kadro hesapları da unutulmamalıdır. Unutmamak lazım ki, yan dallar kaçınılmaz bir süreç ve uzun süre engellenemez.

Genç acil tıpçılara yurtdışında okumayı veya bulunmayı önerir misiniz?

Öneririm. Kısa bir süre için gitmek bile vizyon kazandırıyor.

Bizzat hayatın içinde olmak, çoğu insanın hayatına dokunmak gibi stresli bir sürece ek olarak, hasta yoğunluğu, özlük haklarındaki problemler, malpraktis davaları ve hekime şiddet gibi nedenlerle boğuşmak zorunda kalan genç arkadaşlarımıza verebileceğiniz ufak tüyolar var mıdır?

Meslek örgütlerinden kopmayınız. Türkiye Acil Tıp Derneği gerek bilimsel gerek sosyal alanlarda yazılı veya sanal medyada her zaman üyelerinin ve takipçilerinin yanında olmuştur. Hepimizin sesi ve temsilcisi olarak gayretle ve ekip halinde çalışıyoruz. Tek sorun benim gibi daha eski nesil hocaların iş yükü ve zaman sıkıntısının olması. Genç acil tıp uzmanları ise bana yorgun ve bıkkın görünüyor. Aslında bizim onların enerjisine muhtaç olduğumuzu unutmasınlar. Herkes camiada bir işin ucundan tutarsa sesimiz daha yüksek duyulur. Özellikle gençler çalışma gruplarına girsinler, sosyal çevre edinsinler. İletişim kanallarınız açık olsun. Malpraktis davaları gibi konularda TATD hukuk desteği veriyor. Gerekirse avukatımız ile görüşsünler. Genç uzmanlarımız kendilerini daha iyi ifade edebilirlerse daha rahat yardım alabilirler. Bireysel olarak ise tavsiyem birer hobi edinsinler. Spor, sanat, kitap, gezmek, yemek yapmak, hayvan hakları, müze gezmeleri, el sanatları, yabancı dil eğitimi veya müzik aklınıza ne gelirse… Hobisi olmayan insanlar için acil servisin stresini boşaltacak ortam bulmak zorlaşır.

Röportajımızın sonuna geldik, teklifimizi kabul ettiğiniz için size çok teşekkür ederiz…

Hepinize mutlu ve huzurlu bir çalışma ortamı dilerim.